İstanbul’u Pazarlamalıyız

Bu yazı, MICE Dergi’de 2018’de yayınlanmıştır.

Sizinle komik bir sırrımı paylaşacağım. Bunu sadece 1 kişi biliyor, ciddiyim yani sır derken.

Son belediye seçimlerinden birkaç gün önce rüyamda, Beyoğlu Belediye Başkanı seçildiğimi gördüm. Uyandım ve o gece uyuyamadım. Sanki sahiden seçilmişim gibi bir heyecan geldi. Projeler düşündüm sabaha kadar. (Beyoğlu’nda yaşarken, Google eğitimi için Madrid’e gitmiştim. Dönüşte havaalanında Sayın Ahmet Misbah ile tanışmış ve beraber uçmuştuk. Rüyamdan önce mi gördüm, sonra mı bilemedim şimdi.)

Tabii mesele bir ilçe değil, bir şehir olmalı. Bir şehri uluslararası bir destinasyona dönüştürmek için “kampanyalı, indirimli” algısına oynamamak gerekir. Kaçmak gerek hatta. Böyle bir algı oluştuysa, sıkı bir halkla ilişkiler projesi hazırlanmalı hemen.

Bir şehri, destinasyona dönüştürmek için net hedefler belirlenmelidir. Bunun için şehrin gerçek sahipleri bir araya gelmeli ve fikirlerini çarpıştırmalıdır.

Londra – the Great üzerine algı kurguladı. Paris deyince moda diyoruz, vesaire. İstanbul deyince aklınıza ne geliyor? Haydi, fikir yürütelim biraz. Çay, Türk kahvesi, kebap, nargile… Hem bütünsel değil hem işin acısı, Arap kültürü öğeleri bunlar.

Dan Brown, Inferno’yu yazdı. İtalya turist rekoru kırdı diye haberler çıktı. Kitapta bütün hikâye İstanbul’a kitleniyor. Bizim turizme de illâ bir etkisi olmuştur ama şahsen büyük turist patlaması falan hissedemedim. Oynayamadık bu fırsatın üzerine. Ne yaptık?

İstanbul’un ilk 10 destinasyona girmesi, doğru kişilere yetki ve bütçe verilerek gayet mümkündür.

5 Aşama ile Başlayabiliriz

  1. Bir Planımız Olmalı

Etkili bir planlamanın ilk aşaması, doğru bir hedef kitle belirlemekle başlar. Amsterdam genç birini hedefler mesela, babasını değil. İstanbul’un hedefi kimdir?

  1. Hedef Kitlemiz Netleşmeli

Bu hedef kitlenin İstanbul hakkındaki düşünceleri nelerdir? Hikâyemizi nasıl anlatabiliriz? (Hikâyemiz nedir tabii öncelikle.) Kitlenin dikkati nasıl çekebiliriz? Bu sorular sayesinde bir marka algısı oluşmaya başlayacaktır. Temizlenmesi gereken algılar da ortaya çıkacaktır. Her temizlik ve her yeni algı, bütçe demektir.

  1. Etkinlik ve Kampanyalar Kurgulanmalı

Çeşitli etkinlikler ile (alışveriş etkinlikleri değil, bir algıyı besleyen etkinliklerden bahsediyorum) dikkat çekmek ve buna uygun bir pazarlama kampanyası düzenlemek gerekir.

  1. Websitemiz Olmalı

I Love NYC. Ne kadar basit, değil mi? Websitesine de bir bakın. (nycgo.com) Bizimkine de bir bakın. Yorumu size bırakıyorum. (howtoistanbul.com)

Google’da İstanbul’a dair ne aranıyorsa, hepsinin cevabı bizim sitemizde olmalı. Ama Çarşamba pazarı gibi de görünmemeli. “Kıskananlar çatlamalı” Türk yorumumuzla. Websitemiz bizim vitrinimiz. Yalan yanlış doldurup, gel gel yapmayacağız. Olanı gösterse fazlasıyla yeter.

Neler yapılır İstanbul’da? Nerede, ne var? Bu konularda fikirlerim var. Apayrı bir konu bu, yetkilelerle paylaşmaya kararlıyım.

  1. Sosyal Medyanın Hakkı Verilmeli

Tam “bu işi Kadıköy Belediyesi sosyal medya ekibine bırakın” yazacaktım ki… Sanırım gitmişler. Üniversitede ders verirken örnek olarak gösteriyordum. İstanbul’a bu kadro yakışır.

İçerikler düzenli, orijinal ve genel marka hatlarına uygun bir çerçevede hazırlanmalı. O dönemin geçerli sosyal medya platformlarında yer alınmalı. Onun için hiç “Twitter’da şöyle yapmalıyız, Facebook’ta çiçek paylaşalım” demeyeceğim. Bu durum her gün değişiyor.

İstanbul için nasıl bir marka oluşturulması gerektiğine dair aklıma bir konsept geliyor. Ve soruyorum: Nerede bu işin yetkilileri?

arkadyas software